sirk - Blogcu


sirk

paylaşım

[ Ana Sayfa ] [ Profilim ] [ Arşiv ] [ Arkadaşlarım ]

bedrettin...

            Bizlere okullarda öğretilmeyen bir yığın şey var, bu yaşamda. Avrupa’da shakespeare aylarca konu olabiliyorken bir derse, bizim ülkemizde üstünkörü geçiliyor bir çok konu. Mesela destanlarımız. Kaçımız gerçekten tanıyoruz Dadaloğlu’yu, Köroğlu’nu, Şeyh Bedrettin’i, Karayılanı. Bırakalım bizler tarafından paylaşılmayı, yaşatılmayı hak eden destanlardır bunlar. Bize düşen paylaşmaksa şimdi, Nazım Hikmet ustanın kaleminden dinleyelim Simavne kadısı oğlu Şeyh Bedrettin Mahmud’un  destanını.

 

 

Sedirde al yeşil, dal dal bursa ipeklisi,
duvarda mavi bir bahçe gibi Kütahyalı çiniler,
gümüş ibriklerde şarap,
bakır lengerlerde kızarmış kuzular nar idi.
Öz kardeşi Musa'yı ok kirişiyle boğup
yani bir altın leğende kardeş kanıyla abdest alarak
Çelebi Sultan Mehmet tahta çıkmış hünkar idi.
Çelebi hünkar idi amma
Al Osman ülkesinde esen
bir kısırlık çığlığı, bir ölüm türküsü rüzgar idi.
Köylünün göz nuru zeamet
alın teri timar idi.
Kırık testiler susuz
su başlarında bıyık buran sipahiler var idi.
Yolcu yollarda topraksız insanın
     ve insansız toprağın feryadını duyar idi.
Ve yolların sonu kale kapısında kılıç şakırdar
                   köpüklü atlar kişner  iken
çarşıda her lonca kesmiş kendi pirinden ümidi
                                  tarümar idi
Velhasıl hünkar idi, timar idi, rüzgar idi
                                ahüzar idi.


2

Bu göl İznik gölüdür.
Durgundur.
Karanlıktır.
Derindir.
Bir kuyu suyu gibi
          içindedir dağların.

Bizim burada göller
dumanlıdırlar.
Balıkların eti yavan olur,
sazlıklardan ısıtma gelir,
ve göl insanı
        sakalına ak düşmeden ölür.

Bu göl İznik gölüdür.
Yanında İznik kasabası.
İznik kasabasında
kırık bir yürek gibidir demircinin örsü.
Çocuklar açtır.
Kurutulmuş balığa benzer kadınların memesi.
Ve delikanlılar türkü söylemez.

Bu kasaba İznik kasabası.
Bu ev esnaf mahallesinde bir ev.
Bu evde
bir ihtiyar vardır Bedreddin adında.
Boyu küçük
   sakalı büyük
        sakalı ak.
Çekik çocuk gözleri kurnaz
ve sarı parmakları saz gibi.

Bedreddin
ak bir koyun postu üstüne oturmuş.
Hatt-ı talik ile yazıyor
                  "Teshil"i.
Karşısında diz çökmüşler
ve karşıdan
bir dağa bakar gibi bakıyorlar ona.
Bakıyor:
Başı traşlı
kalın kaşlı
ince uzun boylu Börklüce Mustafa.
Bakıyor:
Kartal gagalı torlak Kemal..
Bakmaktan bıkıp usanmayıp
bakmağa doymayarak
İznik sürgünü Bedreddine bakıyorlar..


3

Kıyıda çıplak ayaklı bir kadın ağlamaktadır.
Ve gölde ipi kopmuş
                boş bir balıkçı kayığı
                bir kuş ölüsü gibi
                     suyun üstünde yüzüyor.
Gidiyor suyun götürdüğü yere,
gidiyor parçalanmak için karşı dağlara.

İznik gölünde akşam oldu.
Dağ başlarının kalın sesli sipahileri
güneşin boynunu vurup
                  kanını göle akıttılar.

Kıyıda çıplak ayaklı bir kadın ağlamaktadır.
bir sazan balığı yüzünden
                 kaleye zincirlenen balıkçının kadını.

İznik gölünde akşam oldu.
Bedreddin eğildi suya
              avuçlayıp doğruldu.
Ve sular
parmaklarından dökülüp
tekrar göle dönerken
                 dedi kendi kendine:
"- O ateş ki kalbimin içindedir
tutuşmuştur
günden güne artıyor.
Dövülmüş demir olsa dayanmaz buna
eriyecek yüreğim.
Ben gayri zuhur ve huruç edeceğim
Toprak adamları toprağı fethe gideceğiz.
Ve kuvvetli ilmi, sırrı tevhidi gerçeklendirip
biz mülletlerin ve mezheplerin kanunlarını
                                   iptal edeceğiz...

*

Ertesi gün
gölde kayık parçalanır
              kalede bir baş kesilir
                           kıyıda bir kadın ağlar
ve yazarken Simavnalı "Teshil"ini
Torlak Kemalle Mustafa
öptüler
   şeyhlerinin elini.
Al atların kolanını sıktılar.
Ve İznik kapısından
dizlerinde çırıl çıplak bir kılıç
heybelerinde al yazma bir kitapla çıktilar...

Kitaplarının adı:
                 "Varidat"dı.


4

        Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal, Bedreddinin elini öpüp
        atlarına binerek biri Aydın biri Manisa taraflarına gittikten
        sonra ben de rehberimle konya ellerine doğru yola çıktım
        ve bir gün Haymana ovasına ulaştığımızda
Duyduk ki Mustafa huruç eylemiş
Aydın elinde Karaburun'da.
Bedreddinin kelamını söylemiş
köylünün huzurunda.

Duyduk ki; "cümle derdinden kurtulup
piri pak olsun diye,
     on beş yaşında bir civan teni gibi toprağın eti,
ağalar top yekun kılıçtan geçirilip
verilmiş ortaya hünkar beylerinin timarı zeameti."

Duyduk ki...
Bu işler duyulur da durmak olur mu?
Bir sabah erken
Haymana ovasında bir garip kuş öterken,
sıska bir söğüt altında zeytin danesi yedik.
"Varalım,
     dedik.
Görelim
     dedik.
"Yapışıp
        sabanın
               sapına
şol kardeş toprağını biz de bir yol
                        sürelim, dedik."
Düştük dağlara dağlara
aştık dağları dağları...

Dostlar,
ben yolculuk etmem bir başıma.
Bir ikindi vakti can yoldaşıma
                  dedim ki: geldik.
                  Dedim ki: bak
başladı karşımızda bir çocuk gibi gülmeğe
bir adım geride ağlayan toprak.
Bak ki, incirler iri zümrüt gibidir,
kütükler zor taşıyor kehribar salkımları.
Saz sepetlerde oynayan balıkları gör :
ıslak derileri pul pul, ışıl şışldır
ve körpe kuzu eti gibi aktır
                        yumuşaktır etleri.
Dedim ki bak,
burda insan toprak gibi, güneş gibi, deniz gibi
                                      bereketli.
Burda insan gibi verimli deniz, güneş ve toprak..



5

Arkamızda hünkarın ve hünkar beylerinin timar ve zeametli
topraklarını bırakıp Börklücenin diyarına girdiğimizde bizi
ilk karşılayan üç delikanlı oldu. Üçü de yanımdaki rehberim gibi
yekpare ak libaslıydılar. Birisinin kıvırcık, abanoz gibi siyah
bir sakalı ve aynı renkte ihtiraslı gözleri, kemerli büyük bir burnu
vardı. Vaktiyle Musanın dinindenmiş. Şimdi Börklüce yiğitlerinden.

İkincisinin çenesi kıvrık ve burnu dümdüzdü. Sakızlı Rum bir
gemiciymiş. O da börklüce müritlerinden.

Üçüncüsü orta boylu, geniş omuzlu, şimdi düşünüyorum da, onu,
yolparacılar koğuşunda yatan ve o yayla türküsünü söyleyen
Hüseyine benzetiyorum. Yalnız Hüseyin Erzurumluydu, bu Aydınlıymuş.

İlk sözü söyleyen Aydınlı oldu:

- Dost musunuz düşman mı? dedi. Dost iseniz hoşgeldiniz. Düşman
iseniz boynunuz kıldan incedir.

- Dostuz, dedik.

Ve o zaman öğrendik ki, Sarohan valisi Sismanın ordusunu, yani
toprakları tekrar hünkar beylerine vermek isteyenleri, bizimkiler
Karaburunun dar, dağlık geçitlerinde tepelemişlerdir.

Yine o yolparacılar koğuşunda yatan Hüseyine benzeyeni dedi ki:

- Buradan ta Karaburunun dibindeki denize dek uzayan kardeş
soframızda bu yıl incirler böyle ballı, başaklar böyle ağır
ve zeytinler böyle yağlı iseler, biz onları sırma cepken giyen
haramilerin kanıyla suladık da ondandır.

Müjde büyüktü. Rehberim:

- Öyleyse tez dönelim. Haberi Bedreddine iletelim, dedi.

Yanımıza Sakızlı Rum gemici Anastası da alıp ve ancak eşiğine
bastığımız kar deş toprağını bırakarak tekrar Al Osman oğullarının
karanlığına daldık.

Bedreddini İznikte, göl kıyısında bulduk. Vakit sabahtı. Hava
ıslak ve kederliydi.

Bedreddin:

- Nöbet bizimdir. Rumeline geçek, dedi.

Gece İznikten çıktık. Peşimizi atlılar kovalıyordu. Karanlık onlarla
aramızda duvar gibiydi. Ve bu duvarın arkasından nal seslerini
duyuyorduk. Rehberim önden gidiyor. Bedreddinin atı benim al atımla
Anastasınki arasındaydı. Biz üç anaydık. Bedreddin çocuğumuz. Ona bir
kötülük edecekler diye içimiz titriyordu. Biz üç çocuktuk. Bedreddin
babamız. Karanlığın duvarı ardındaki nal sesleri yaklaşır gibi oldukça
Bedreddine sokuluyorduk.

6

Bir gece bir denizde yalniz yildizlar
                        ve bir yelkenli vardi.
Bir gece bir denizde bir yelkenli
                        yapyalnizdi yildizlarla.
Yildizlar sayisizdi.
Yildizlar sonuktu.
Su karanlikti
        ve goz alabildigine dumduzdu.

Sari Anastasla Adali Bekir
                           hamladaydilar.
Koc Salihle ben
        pruvada.
Ve Bedreddin
          parmaklari sakalina gomulu
          dinliyordu kureklerin sipirtisini.

Ben:
    - Ya! Bedreddin! dedim,
        uyuklayan yelkenlerin tepesinde
             yildizlardan baska bir sey goremiyoruz.
        Fisiltilar dolasmiyor havalarda.
        Ve denizin icinden
                gurultuler duymuyoruz.
        Sade bir dilsiz, karanlik su,      
        sade onun uykusu.
Ak sakali boyundan buyuk kucuk ihtiyar
                                guldu,
                             dedi:
        - Sen bakma havanin durgunluguna
          Derya dedigin uyur uyur uyanir.

Bir gece bir denizde yanliz yildizlar
                             ve bir yelkenli vardi.
Bir gece bir yelkenli gecip Karadenizi
                        gidiyordu Deliormana
                                   Agac denizine...



7

Bu orman ki deliormandir gelip durmusuz
demen Agacdenizinde cadir kurmusuz.
"Malum nicin geldik,
                    malum derdi derunumuz" diye
    her daldan her koye bir sahin ucurmusuz.

Her sahin pesine yuz aslan takip gelmis.
Koylu, bey ekinini, cirak carsiyi yakip
                     reaya zinciri birakip gelmis.
Yani Rumelinde bizden ne varsa tekmil
        kol kol Agac denizine akip gelmis...

Bir kizilca kiyamet!
Karismis birbirine
        at, insan, mizrak, demir, yaprak, deri,
        gurgenlerin dallari, meselerin kokleri.
Ne boyle bir alem gormuslugu vardir,
ne boyle bir ugultu duymuslugu var
                Deliormak deli olali beri...


8

Anastasi Deliormanda Bedreddinin ordugahina birakip ben ve rehberim
geliboluya indik. Bizden once buradan denizi yuzerek gecen olmus. Galiba
bir dildade yuzunden. Biz de denizi yuzerek karsi kiyiya vardik. Lakin
bizi bir balik gibi cevik yapan sey bir kadin yuzunu ay isiginda seyretmek
ihtirasi degil, Izmir yoluyla Karaburuna, bu sefer seyhinden Mustafaya
haber ulastirmak isiydi.

Izmire yakin bir kervansaraya vardigimizda, padisahin on iki yasindaki
oglunun elinden tutan Bayezit Pasanin Anadolu askerlerini topladigini
duyduk.

Izmirde cok oyalanmadik. Sehirden cikip Aydin yolunu tutmustuk ki bir bag
icinde bir ceviz agaci altinda, bir kuyuya serinlesin diye karpuz
salmis dinlenen ve sohbet eden dort celebiye rastladik. Her birinin ustunde
baska cesit libas vardi. Ucu kavukluydu, birisi fesli. Selam verdiler.
Selam aldik. Kavuklulardan birisi Nesri imis. Dedi ki:

- Halki ibahet mezhebine davet eden Borklucenin uzerine Sultan Mehemmed
Bayezit Pasayi gonderir.

Kavuklulardan ikincisi Sekerullah bin Sehabeddin imis. Dedi ki:

- Bu sofinin basina pek cok kimseler toplandi. Ve bunlarin dahi ser'i
Muhammediye muhalif nice isleri asikar oldu.

Kavuklulardan ucuncusu Asikpasazade imis. Dedi ki:

- Sual: Ahir Borkluce paralanirsa imanla mi gidecek imansiz mi?
- Cevap : Allah bilir anincunkim biz anin mevti halini bilmezuz..

Fesli olan celebi Ilahiyat Fakultesi Tarih-i Kelam muderrisiydi. Yuzume
bakti. Gozlerini kirpistirarak kurnaz kurnaz gulumsedi. Bir sey demedi.

Biz hemen atlarimizi mahmuzladik. Ve bir bag icinde bir ceviz agaci altinda,
bir kuyuya saldiklari karpuzlari serinletip sohbet edenleri nallarimizin
tozlari arkasinda birakarak Aydina, Karaburuna Borklucenin yanina vardik.


9

Sicakti.
Sicak.
Sapi kanli, demiri kor bir bicakti
                             sicak.

Sicakti.
Bulutlar doluydular,
Bulutlar bosanacak
               bosanacakti.
O, kimildamadan bakti,
   kayalardan
        iki gozu iki kartal gibi indi ovaya.
Orda en yumusak, en sert,
en tutumlu, en comert,
en
    seven,
en buyuk, en guzel kadin:
                      TOPRAK
          nerdeyse doguracak
                 doguracakti.

Sicakti.
Bakti Karaburun daglarindan O
bakti bu topragin sonundaki ufka
               catarak kaslarini:
Kirlarda cocuk baslarini              
Kanli gelincikler gibi koparip
cirilciplak cigliklari surukleyip pesinde
bes tuglu bir yangin geliyordu karsidan ufku sarip.
Bu gelen
      Sehzade Muratti.
Hukmu humayun sadir olmustu ki Sehzade Muradin ismine
Aydin eline varip
Bedreddin halifesi mulhid Mustafanin basina ine.

Sicakti.
Bedreddin halifesi mulhid mustafa bakti,
bakti koylu Mustafa.
  Bakti korkmadan
             kizmadan
                   gulmeden.
Bakti dimdik
              dosdogru.
Bakti O.
En tumusak , en sert,
en tutumlu, en comert,
en
     seven,
en buyuk, en guzel kadin:
                     TOPRAK
        neredeyse doguracak
                         doguracakti.

Bakti.
Bedreddin yigitleri kayalardan ufka baktilar.
Git gide yaklasiyordu bu topragin sonu
        fermanli bir olum kusunun kanatlariyla.
Oysaki onlar bu topragi,
        bu kayalardan bakanlar, onu,
uzumu, inciri, nari,
tuyleri baldan sari,
   sutleri baldan koyu davarlari,
ince belli aslan yeleli atlariyla
duvarsiz ve sinirsiz
bir kardes sofrasi gibi acmistilar.

Sicakti.
Bakti.
Bedreddin yigitleri baktilar ufka..

*

En tumusak , en sert,
   en tutumlu, en comert,
en
seven,
en buyuk, en guzel kadin:
                     TOPRAK
              neredeyse doguracak
                   doguracakti.
Sicakti,
Bulutlar doluydular.
Neredeyse tatli bir soz gibi ilk damla dusecekti yere-
Birden-
      -bire
kayalardan dokulur
             gokten yagar
                      yerden biter gibi,
bu topragin verdigi en son eser gibi
Bedreddin yigitleri sehzade ordusunun karsisina
                                               ciktilar.
Dikissiz ak libasli
                   bas acik
                yalnayak ve yalin kilictilar.

Mubalaga cenk olundu.

Aydinin turk koyluleri,
        Sakizli Rum gemiciler,
                        Yahudi esnaflari,
   on bin mulhid yoldasi Borkluce Mustafanin
dusman ormanina on bin balta gibi daldi.
Bayraklari al, yesil,
        kalkanlari kakma, tulgasi tunc
                                saflar
pare pare edildi ama,
bosanan yagmur icinde gun inerken aksama
on binler iki bin kaldi.

Hep bir agizdan turku soyleyip
hep beraber sulardan cekmek agi,
demiri oya gibi isleyip hep beraber,
hep beraber surebilmek topragi,
balli incirleri hep beraber yiyebilmek,
yarin yanagindan gayri her seyde
                        her yerde
                               hep beraber!
                      diyebilmek
                        icin
on binler verdi sekiz binini..

Yenildiler.

Yenenler, yenilenlerin
          dikissiz ak gomlegine sildiler
                      kiliclarinin kanini.
Ve hep beraber soylenen bir turku gibi
hep beraber kardes elleriyle islenen toprak
Edirne sarayinda damizlanmis atlarin
                           esildi nallariyla.
Tarihsel, sosyal, ekonomik sartlarin
                  zaruri neticesi bu!
                                         deme, bilirim!
O dedigin nesnenin onunde kafamla egilirim.
Ama bu yurek
      o, bu dilden anlamaz pek.
O, "hey gidi kambur felek,
hey gidi kahpe devran hey",
                          der.

Ve teker teker,
bir an icinde,
omuzlarinda dilim dilim kirbac izleri,
                   yuzleri kan icinde
gecer ciplak ayaklariyla yuregime basarak
gecer Aydin ellerinden Karaburun magluplari..


10

Karanlikta durdular.
Sozu O aldi, dedi :
"- Ayaslug sehrinde pazar kurdular.
Yine kimin dostlar
        yine kimin boynun vurdular?"

Yagmur
        yagiyordu boyuna.
Sozu onlar alip
        dediler ona :
"- Daha pazar
           kurulmadi
                   kurulacak.
Esen ruzgar
     durulmadi
           durulacak.
Boynu daha
        vurulmadi
              vurulacak!"
Karanlik islanirken perde perde
belirdim onlarin oldugu yerde
sozu ben aldim, dedim:
"- Ayaslug sehrinin kapisi nerde?
                        Goster geceyim!
Kalesi var mi?
Soyle yikayim.
Bac alirlar mi?
            De ki vermeyim!"

Sozu O aldi, dedi:
"- Ayaslug sehrinin kapisi dardir.
                        Girip cikilmaz.
Kalesi vardir,
        kolay yikilmaz.
Var git al atli yigit
                   var git isine!.."

Dedim : "- Girip cikarim!"
Dedim : "- Yakip yikarim!"
Dedi  : "- Yagis kesildi
           gun agariyor.
           Cellat Ali,
                      Mustafayi
                            cagiriyor!
    Var git al atli yigit
                      var git isine!.."

Dedim : "- Dostlar
           birakin beni
birakin beni.
Dostlar
goreyim onu
goreyim onu!
Sanmayiniz
dayanamam.
Sanmayiniz
yandigimi
el aleme belli etmeden yanamam!

Dostlar
"Olmaz!" demeyin,
"Olmaz!" demeyişn bosuna.
Sapindan kopacak armut degil bu
                 armut degil bu,
yarali olsa da dusmez dalindan;
bu yurek
bu yurek benzemez serce kusuna
        serce kusuna!

Dostlar
biliyorum!
Dostlar
biliyorum nerde ne haldedir O!
Biliyorum
gitti gelmez bir daha!
Biliyorum
bir deve horgucunde
kanayan bir carmiha
cirilciplak bedeni
            mihlidir kollarindan.
            Dostlar
            birakin beni.
            birakin beni.
            Dostlar
            bir varayim goreyim
            goreyim
            Bedreddin kullarindan
            Borkluce Mustafayi
            Mustafayi.

*

Boynu vurulacak iki bin adam,
Mustafa ve carmihi
cellat, kutuk ve satir
har sey hazir
         her sey tamam.

Kizil sirma islemeli bir hasa
altin uzengiler
kir bir at.
Atin ustunde kalin kasli bir cocuk
Amasya padisahi sehzade sultan Murat,
Ve yaninda onun
bilmem kacinci tuguna ettigim Bayezid pasa!

Satiri caldi cellat.
Caiplak boyunlar yarildi nar gibi,
yesil bir daldan dusen almalar gibi
             birbiri ardinca dustu baslar.
Ve her bas duserken yere
carmihindan Mustafa
bakti son defa.
Ve her yere dusen basin
kili depremedi :
- Iris
     dede sultanim iris!
                 dedi bir,

baska bir soz demedi..

11

Bayezid pasa Manisaya gelmis, Torlak Kemali anda bulup ani dahi anda asmis,
on vilayet reftis edilerek giderilecekler giderilmis ve on vilayet betekrar
bey kullarina timar verilmisti.

Rehberimle ben bu on vilayetten gectik. Tepemizde akbabalar dolasiyor ve
zaman zaman acaip cigliklar atarak karanlik derelerin icine suzuluyorlar,
henuz kanlari kurumamis korpe kadin ve cocuk olulerinin ustune iniyorlardi.
Yollarda gunesin altinda, genc, ihtiyar erkek cesetleri serili oldugu
halde, kuslarin yalniz kadin ve cocuk etini tercih etmeleri karinlarinin
ne kadar tok oldugunu gosteriyordu.

Yollarda hunkar beylerinin alaylarina rastliyorduk.

Hunkar bey kullari; curumus bir bag havasi gibi agir ve buyuk bir guclukle
kimildanabilen ruzgarlarin icinden ve parcalanmis topragin ustunden
gecerek, rengarenk tuglari, davullariyla ve cengu cigane ile timarlarina
donup yerlesirlerken biz on vilayeti biraktik. Gelibolu karsidan gorundu.
Rehberime:

- Takatim kalmadi gayri, dedim, denizi yuzerek gecmem mumkun degil.

Bir kayik bulduk.

Deniz dalgaliydi. Kayikciya baktim. Bir almanca kitabin ic kapagindan
koparip kogusta bas ucuma astigim resme benziyor. Kaln biyigi abanoz
gibi siyah, sakali genis ve bembeyaz. Omrumde boyle acik, boyle
konusan bir alin gormemisimdir.

Bogazin orta yerine gelmistik, deniz durmamacasina akiyor, kursun boyali
havanin icinde sular kopuklenerek kayigimizin altindan kayiyordu ki
kogustaki resme benzeyen kayikcimiz:

- Serbest insan ve esir, patrici ve plep, derebeyi ve toprak kolesi,
usta ve cirak, bir kelime ile ezenler ve ezilenler, nihayet bulmaz
bir ziddiyetle birbirine karsi gogus gererek bazen al altindan bazen
aciktan aciga fasilasiz bir mucadeleyi devam ettirdiler; dedi.



12

Rumeline ayak bastigimizda Celebi Sultan Mehemmedin Selanik kalesindeki
muhasarayi kaldirarak Sereze geldigini duyduk. Bir an once Deliormana
ulasmak icin gece gunduz yol almaya basladik.

Bir gece yol kenarinda oturmus dinleniyorduk ki, karsidan Deliorman
taraflarindan gelip Serez sehrine dogru giden uc atli, dolu dizgin
onumuzden gecti. Atlilardan birinin terkisinde insana benzer bir
karalti gormustum. Tuylerim diken diken oldu. Rehberime dedim ki:

Ben tanirim bu nal seslerini.
Bu kopukleri kanli simsiyah atlar
karanlik yolun ustunden dortnala gecip
hep boyle terkilerinde bagli esirler goturduler.

Ben tanirim bu nal seslerini.
Onlar
      bir sabah
cadirlarimiza bir dost turkusu gibi gelmislerdir.
Bolusmusuzdur ekmegimizi onlarla.
Hava oyle guzeldir,
yurek oyle umutlu,
goz cocuklasmis
ve hakim dostumuz SUPHE uykuda...
Ben tanirim bu nal seslerini.
Onlar
      bir gece
cadirlarimizdan dolu dizgin uzaklasirlar.
Nobetciyi sirtindan bicaklamislardir
ve terkilerinde
           en degerlimizin
               arkadan baglanmis kollari vardir.

Ben tanirim bu nal seslerini
onlari Deliorman da tanir..

Filhakika bu nal seslerini Deliormanin da tanidigini cok gecmeddn ogrendik.
Cunku ormanimizin eteklerine ilk adimimizi atmistik ki, Beyezid pasanin
diger tedbirati saibe ile ormana adamlar biraktigini, bunlarin karargaha
kadar sokulup Bedreddinin murudligine dahil olduklarini ve bir gece
seyhimizi cadirinda uykuda bastirip kacirdiklarini duyduk. Yani yol
kenarinda rastladigimiz uc atli Osmanli tarihindeki provokatorlerin
agababasi idiler ve terkilerinde goturdukleri esir de Bedreddindi.



13

Rumeli, Serez
ve bir eski terkibi izafi:
                     HUZURU HUMAYUN.

Ortada
yere sapli bir kilic gibi dimdik
                             bizim ihtiyar.
Karsida hunkar.
Bakistilar.

Hunkar istedi ki:
bu musahhas kufru yere sermeden once,
son sozu ipe vermeden once,
biraz da seriat eylesin abrazi huner
adabu erkaniyle halledilsin is.

Hazir bilmeclis
Mevlana Hayder derler
mulku acemden henuz gelmis
            bir ulu danismend kisi
kinali sakalini ilhami ilahiye egip,
"Mali haramdir amma bunun
                         kani helaldir" deyip
                         halletti isi...

Donuldu Bedreddine
Denildi : "Sen de konus."
Denildi : "Ver hesabini ilhadinin."

Bedreddin
bakti kemerlerden disari.
Disarda gunes var.
Yesermis avluda bir agacin dallari,
ve bir akar suyla oyulmaktadir taslar.
Bedreddin gulumsedi.
Aydinlandi ici gozlerinin,
                        dedi:
- Madem ki bu kerre maglubuz
netsek, neylesek zaid.
Gayri uzatman sozu.
Mademki fetva bize aid
verin ki basak bagrina muhrumuzu..


14

Yagmur ciseliyor,
korkarak
yavas sesle
bir ihanet konusmasi gibi.

Yagmur ciseliyor,
beyaz ve ciplak murted ayaklarinin
islak ve karanlik topragin ustunde kosmasi gibi.

Yagmur ciseliyor.
Serezin esnaf carsisinda,
bir bakirci dukkaninin karsisinda
Bedreddinim bir agaca asili.

Yagmur ciseliyor.
Gecenin gec ve yildizsiz bir saatidir.
Ve yagmurda islanan
yapraksiz bir dalda sallanan seyhimin
                          cirilciplak etidir.

Yagmur ciseliyor.
Serez carsisi dilsiz,
Serez carsisi kor.
Havada konusmamanin, gormemenin kahrolasi huznu
Ve Serez carsisi kapatmis elleriyle yuzunu.

Yagmur ciseliyor.

 

 

 

            Bu destan yaşanmış bir gerçekliğin yansımasıdır. Ne yazık ki tarih kitaplarında basit bir Celali isyanı diye geçmektedir. Bedrettin, sadece düşünmemiş aynı zamanda düşüncelerini pratikte uygulamaya çalışmış bir filozoftur. Dönemin iktidar erkine değil de halkına hizmet eden her düşünür gibi ölümle kucaklaşmış bir insan. Neden mi?

 

“Yarin yanağından gayrı,

her yerde,

                     her şeyde,

hep beraber diyebilmek için...”

 


[ 05:56 ] [ 10/11/2005 ] [ 3 Yorum ] [ Yorum yaz ] [ Bağlantı ]

KARDELEN

 

Kaçımız kardelen kadar cesaretliyiz. Bu sorunun cevabını bilmek imkansız. Kardelen dışında hiç bir çiçek yok o soğukta açan.Sizce kardelen yanlız mı? Bence  değil. Yanında bir çok kardelenle birlikte duruyor karşımızda. Çevremizde bir yığın insan arasında tek başımızayız. Varsın olsun, yeterki dostlar her daim yüreğimizde kalsın.  


[ 02:54 ] [ 10/11/2005 ] [ 1 Yorum ] [ Yorum yaz ] [ Bağlantı ]

HEPİMİZ BİRER KUKLAYIZ

Merhaba...

Çevrenizde palyaço görmeyeli epey olsa gerek.Tabii ki gerçek palyaçolardan bahsediyorum;soytarılık ya da dalkavukluk yaparak insanları güldürdüğünü sananlardan değil. Palyaçolar bana komiklikten çok hüznü çağrıştırır.Her palyaço içinde biraz da hüzün barındırır. Korkmayın böyle bir giriş yaptım diye.Sizlere hüznümle gelecek değilim . Sadece yaşamlarımızın komik olduğu kadar hüzünlü de olduğunu anlatmaya çalışacağım.

            Bir kukla düşünün .Hem de öyle etiyle,kemiğiyle , kanlı canlı bir kukla. Üstelik Geppetto Ustanın Pinokyo’sundan daha da kukla.-Pinokyo insan olmak istiyordu!-Hepimizde biraz kuklalık var aslında. Ben kukla değilim diyeniniz varsa onu tebrik etmek isterim . Yalanı bir sanat haline getirip, büyük bir sanatçı olduğu için. Toplumun değer yargıları iplerimiz, toplumun varlığı yöneticimiz olmuş, bir sabah annemizin rahmini terk edip baş aşağı sallanarak uyandığımızda. Yanlış algılanmasın . Toplum düşmanı, bireyciliği savunan biri değilim. Ama “maymun halkasındaysa insanlık” onu geliştirmektir biraz da toplumu eleştirmek. Toplumdan öte toplumun hayalimizdeki düşüncesidir bizleri hapseden.

             Geriye dönüp baktığımda – ki arkama bakmayı sevmem – hayatımın sadece ilk iki yılını ( içgüdülerimle hareket ettiğim dönem J ) özgürce yaşadım. Geri kalan yılların büyük bir çoğunluğunu okulda bir şeyler öğrendiğimi sanarak geçirdim. Sanarak diyorum bitirdiğimde anladım hiçbir şey öğrenmediğimi. Daha doğrusu benden daha az okula giden çırak , geçen yıllardan sonra en azından bir konuda ustalaşırken, ben müebbet acemilikler bütünü olan yaşamıma devam ettim kaldığım yerden.

            Toplumun genel ön yargıları sadece gericilikten beslenmez. Bir taraftan güncelliğini de her daim korur. Mesela Fransa’da insanlar bir şeylerden rahatsız ki iç savaşı andıran bir tablo sunuyorlar bize. Kaçımız bu konu üzerine düşünüyoruz ? Ne gerek var ? Gazetelerde bir iki köşe yazarını okuduk mu yeter. Çünkü onlarda hazır düşünülmüşü var J Düşünmeyi düşünmek bile ayıp.

            Kimilerimiz sadece kukla, kimilerimiz de ellerinde bir çok ip bulunan ,  kendisini kukla oynatıcısı sanan kuklalardan. Bir de kukla olduğunun bilincinde olup palyaçoluk yapanlar var.... 


[ 07:02 ] [ 7/11/2005 ] [ 2 Yorum ] [ Yorum yaz ] [ Bağlantı ]

YAŞAMAK

   Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.

Merhaba kardeşlerim...

Aranıza katılmak beni çok heycanlandırdı. Birilerine bir şeyler anlatabilmek ve paylaşabilmek çok güzel duygular, umarım sizlerle bunu yaşarım. İnsanlar dinleme ve sohbet etme yetilerini kaybettiklerinden bu yana (ki ne zamandan beri kaybettiklerini bilmiyorum) böyle şeyleri arar olmuşum.neyse lafı fazla uzatmadan hepinize selamlar...

 


[ 11:23 ] [ 6/11/2005 ] [ 4 Yorum ] [ Yorum yaz ] [ Bağlantı ]